|
I
Güzel yurdum, Anadolum
Uğruna nice kanlar döktüğüm.
Yaylasında yayladığım
Davarını güttüğüm.
Gezesim gelir karış karış
Edirne'den ta Van'a
El değmedik güzelliklerini
Çıkarasım gelir meydana.
Her yerde ayrı bir zevk
Her yerde ayrı bir tat
Güzeli ayrı güzel
Yiğidi başka yiğit
Bir yerde söylenir bozlak
Bir yerde söylenir hoyrat.
II
Sıcak olur insanı ÇUKUROVA'nın
Belli ki tenini yakan güneş
Kanına da işlemiş.
Karacaoğlan'ca sevdalıdır her zaman
Bir başka tutkundur, güzele, güzelliğe
Bir o kadar da yanıktır yüreği
Bazen sevgiliden, gurbetten bazen
"Varıp neylemeli sılay gayrı
Gurbette halimi soran olmadı"
Der de dolar taşar öylesine
Kimi zaman Türkmen Beyi'dir
Ak yeleli at üstünde heybetli
Kimi zaman çıkrığında yün eğirir
Boğum boğum kınalıdır elleri.
III
Ne kadar neşelidir bilseniz
Baştan başa deniz kokar
Burcu burcu...
Bir bakarsın açılmış takasıyla
Karadeniz'in coşkun dalgalarına
Bir bakarsın horon teper...
Bir de türkü tutturur ki sorma;
"Ağasarın balını da gel salını salını
Adam cebinde taşı senin gibi gelini"
Karadenizli olur da
Durur mu hiç sevdasız?
Bazen fındık bahçesinde başlar
Fındık kadar ağzına vurulur önce
Hamsi gibi kıvraklığı öldürür onu
Yankılanır sevda türküleriyle
Dile gelir dağlar taşlar.
IV
Bir diz vuruşuyla titrer içiniz
Ve bir nara coşturur yüreğinizi
Bazen dağa kaldırılır güzeller
Bugün şenlikvar, haydin bre Efeler!
Salıvermiş cepkeninin kolunu
Bir diz vurur, bir el çırpar "Hayda bre!..."
Taze gelinler bekler,
Gözleri yaşlı, yürekleri buruk
Bazen çıkar gelir beklediği
Üstü başı dağ kokar, barut kokar.
Tez kurar sofrayı yiğidine
Unutturmak için günlerin yorgunluğunu
Bir yandan da raks eder önünde
"Ah bir ataş ver cıgaramı yakayım
Sen sallan gel, ben boyuna bakayım..."
Der de anlatır yiğidine
Yanık olduğunu yüreğinin.
Çoğu zaman dönmez beklenen
Kızanlar gelir başları önlerinde
Gözleri yaşlarla dolu.
Diyemezler bir türlü söyleyeceklerini
O zaman yanık bir ses
Dağlara taşlara sorar gelmeyenini;
"Şu dalmadan geçtin mi?
Soğuk sular içtin mi?
Efelerin içinde,
Yörük Ali'yi seçtin mi?
Hey gidinin efesi, efelerin efesi!..."
Ömer Faruk BEYCOĞLU
|