|
Hasan Kayıhan: Hiç şüpheniz olmasın ki bu yengeler, “kadınlar, dört türlüdür,” diyen bizim Dede Korkut’un kadınlarıdır; biri solduran sop, bir diğeri dolduran top, beriki yanmaya hazır çırağı, öteki ne söylesen bayağıdır, ama hepsi de bizimdir.
Almanca bilirler mi? Sorarsanız, “eh,” der biri, diğeri “neme gerek,” derken, bir başkası sorunuza soruyla karşılar: “-Almanlar Türkçe biliyo mu sanki?” Öyle ya, biliyorlar mı? Almanya’da en çok konuşulan ikinci dil Türkçe değil mi? Neden bilmiyorlar peki?
Kültür, kısaca, bir yaşayış biçimidir. Babalığın görevi dörttür: Çocuğunuz doğunca kulağınıza ezan okuyarak ona bir isim vereceksiniz, oğlan ise sünnet ettireceksiniz ve askere yollayacaksınız, kız ise çeyizini hazırlayacaksınız, Allah’ın emri, Peygamber’in kavliyle dünürlük kuracak ve elbette davullu zurnalı bi güzel düğün yapacaksınız. Bol, bereketli torunlar dileğiyle...
Hâkim Batı kültürünüz, haçlı orduları kadar saldırgan olsa, ne yazar? Bu savaşın zafer bayrakları, yengelerimizin kınalı ellerinde yükseliyor.
İllâvelâkin şu “moderin”bizimkiler yok mu, ellerine bir miktar mürekkep bulaşmış şu bizimkiler... İşte o cephede “ricât, ricât üstüne!” Uydulardan dökülen sulu gözlü TV dizilerinde Cilo Dağı’nın tepesinde koyun otlatan Haso çobanın karşısına, Anadolu’nun kırk yüzyıllık “ limi limi ley” türküsünü kibarlaşma/modernleşme/mondenleşme adına “Rimi-leyen” Mata-Hari çıplağı yarım göbek -yarım beyin dilberleri diken mürekkep balığı kılçıklarının Avrupa temsilcileri var ya, işte onların, bizim .... sokağı sakinlerine, “Türkiye’nin AB’ye girmesine karşı çıkanların eline koz veren vatan hainleri” gözüyle bakacaklarından hiç şüphem yok. Aşınan onlardır, kültür yozlaşmasına düçâr kalan onlardır, Türkçeyi frenk ağzıyla konuşan onlardır; yukarıdaki yarı- tanımlamasını üçlemem gerekirse, yarı-aydınlarımızdır. Bizim insanlarımız burada kendi kültür değerlerini bal gibi korumaktadırlar ve koruyacaklardır da, ama işte bu yarımlar olmasa...
Mahmut Aşkar: Uzun yıllardan beri Almanya’da yaşayan yazar ve eğitimci bir Türk aydını olarak, Batı Avrupa Türkleri’nin göç sürecini ve buradaki hayat tarzlarını yakından takip ediyorsun. Bilhassa yeni yetişen nesillerin günlük hayatında Türkçe yok denecek kadar az. Bir yazında, “Kültür değişmesi, aslında bir dil değişmesinden ibarettir” diyorsun. Zaten gelişmeler de seni (maalesef) doğrular niteliktedir. Türk kültürünü koruma noktasında söylecek sözü olan aydınlarımız, devletimizin resmi temsilcilikleri ve sivil kitle kuruluşlarımız neler yapmalıdırlar?
Hasan Kayıhan: Devletimize ve resmi temsilciliklerine söyleyecek sözüm yoktur, çünkü ortada devlet gibi devlet olmayı isteyen devlet yoktur. Devlet, kendi bahçesine bile bakamaz duruma gelmiş, bizimle nasıl uğraşsın? Eğer Kopenhag kriterleri arasına, “Türkiye yurtdışındaki mevcut ve eski vatandaşlarına anadillerini öğretmelidir,” deseydiler, Türkiye hükümetleri belki göstermelik birşeyler yapamaya kalkardı; ama “en iyi integrasyonun” ne olduğunu keşfedenler enayi mi ki bunu desinler? SKK’lar, müslümanları sır’at köprüsünden geçirme çalışmalarıyla öylesine meşguller ki, babalara köprü kurdururken çocuklarının dil deresinde yüzmeye kalkışıp boğulduklarından bile haberleri yok. Elhamdülillah Müslüman baba, akşam evine dönünce 7-8 yaşındaki oğluna, “-oku lan şu sübânikeyi..” dediğinde, tıfıl “..gayrük’e” ulaşabilirse mesele yok, aferimi haketmiştir ve baba açısından mesele bitmiştir.
Elli kilometrelik çapa sahip bir daire içinde elli bin Türk’ün yaşadığı kaç tane çember vardır, bilemem; bildiğim o ki, her çemberin içinde en az 4-5 adet federasyon, üstkurul, kurul baba-kurul var. Bu kurullarımızın her biri, kendi köşelerine kurulmaktan vazgeçip birbirlerine yanaşsalar, beş-on derslikli Türk okulları kurarlar Avrupa’nın dört bir yanında. Almanya’da kaç tane Yunan Gymnasium’u (Lise) var, haberin var mı Aşkar Baba? Bu gymnasiumlarda öğretim dili Yunanca, birinci yabancı dil İngilizce, Almanca ise ancak 3. yabancı dil. Yunan hükümeti, aynen bizim 12 Eylülcülerin parayı basıp DİTİB’leri kurdurdukları, şimdi de halkın finanse ettiği gibi, basıyor parayı, açtırıyor kendi gymnasiumlarını, hem bülbül gibi Yunanca konuşuyor keratalar, hem de gymnasium meyunları olarak ister Yunanistan’da ister Almanya’da üniversiteleri dolduruyorlar. Biz de Türk gençlerinin %12’si üniversiteye gidiyor diye kendi kendimize hava atıyoruz burada, komşu gençlerde bu oran, %70...
Şunu da söyleyim kızmazsan eğer! Hem bu, sorduğun soruya ilâç gibi bir cevaptır aynı zamanda. Ben SSK’ların (Sivil Kitle Kuruluşlarının) açtığı mescidlere gitmedikleri için hristiyan olan Türk görmedim burada, ama Türkçe bilmeyen Türk dersen, böl ikiye gitsin!
Mahmut Aşkar: Aziz Hocam, “Avrupa’da Türklüğün geleceği, Türkçe’nin geleceğine bağlıdır” gibi bir tesbitin var. Türkçe olmazsa buradaki azınlık Türk Toplumu da asimile mi olur, demek istiyorsun?
Hasan Kayıhan: Tuna boyları, Macar ovaları, Alp dağlarının etekleri Hun Türklerinin tuğlarıyla doluydu; Attila’nın kartalları Roma’yı titretiyorlardı bir zamanlar... Aşkar Baba, gözlerini iri iri açıp yüzüme öyle bakma, şövenistlik yapmıyorum; sana, hani nerede aslan yeleli Hun yiğitleri, sümbül zülüflü Hun dilberleri diye soruyorum. Osmanlı ordularını Viyana önlerinde yoran Macar savaşçıları kimlerdi? Ne oldu da bizim Hunlular Macar, Bulgar Türkleri zâlim Bulgar olarak karşımıza dikildiler? Yattığı yer nur olsun, bizim Azerbaycanlı profesör Samir Kâzımzâde’nin ömrü, Roma’yı kuran Etrükslerin Türk soylu olduklarını gösteren belgeleri istiflemekle geçti. Papalardan birinin Etrüks soylu olmadığını nereden biliyorsun? Dil giderse, ben de giderim; ben, yâni gelenek, görenek, ruh, maya, ne dersen de, şarkı, türkü, Türkische Pizza geleli kekik kokulu lâhmacunlara hasret kaldık dost, Erzurum Dağları kar ile boran, Alişimin kaşları kara, kültür, din, iman... Hristiyan olan Türk yok dedim az evvel, bekleyelim hele, bir elli yıl sonra, bu söyleşimizi birileri okursalar, yüzlerini Mekke’den Kudüs’e çevirenlerimizin yüzdesini mırıldanırlar nasıl olsa. Müslümanlık’la Türkçe’nin ne ilgisi var, diyeceksen eğer, Mevlid Türkçe değil mi Baba, bayram kelimesi Türkçe değil mi, Kurban kesmek ile koyun kesmek aynı şey mi? Bosnalı Müslüman “bayram mübarek,” diyor rûhu semâlarda, “frohes fest” şarap sasısı... Bayramın yerine fest gelince, şerbetin yerine de şarap gelir, bunu bilesin! Frenkler, Müslüman olan birine, Türk oldu derler, “asimile” olmak yerine “gâvur olmak” de gitsin, korkma, yanılmazsın! Ve de sır’at köprüsüne selâm olsun...
Mahmut Aşkar: Sayın Hocam, Türk dili ve kültürünü muhafaza etme çerçevesinde henüz daha taslak halinde olan bir projenden bahsetmiştin. Batı Avrupa’daki yazar-şair kesimine sahip çıkmak ve onların çalışmalarını buradaki toplumumuza tanıtırken, Türkçe’yi ve kültür değerlerimizi de bu vesileyle Batı Avrupa Türkleri arasında yeniden canlandırmak gibi bir gayen vardı. Bu konuyu biraz daha açar mısın?
Hasan Kayıhan: Eğer hatırlarsan, bu projeyi hayata geçirmek için program yapacak arkadaşların ücretlerini üstlenecek birilerini bulacaktım. Bulamadım! Köroğlu, Oğuzhan, Manas destanlarını, Çanakkale, Plevne, Preveze savaşlarını Türkçe bilgisayar oyunu haline getirmenin çocuklarımızı nasıl dil, tarih ve kültür zenginliğiyle donatacağını uzun uzun anlattığım aziz zenginlerimiz, “valla,” diyorlar, “biz seni iyi bir romancı olarak bilirdik, amma senin ticaretten hiç anlamadığını düşünemezdik! Hoca, bu işe para yatırılır mı yav? 10 bin dolar yollayarak Tayvan’dan 100 kilo motherboard getirtip tane hesabı satsam, en az 25 bin dolar kazanırım. Sen onu bırak da, senle acıklı mı acıklı bi TV dizisi yapalım, şöyle bol mendil harcatan cinsinden...” Mâlum, bizim çoğu zenginimiz tekstilcidir, uyanıklar, böyle bir diziyle birlikte piyasaya dizinin adı yazılı mendiller sürmeyi düşünüyor belli ki. Aşkar Baba, hani, “umduğu dağlara kar yağmak” diye bir deyimimiz vardır; benim o projemle ilgili dağlara şimdilik kar yağıyor, ama bilirsin, ben de dağ çok...
Mahmut Aşkar: Şahsım ve okuyucularımız adına Hasan Ağama teşekkür ederken, sadece bu kadarıyla yakasını bırakmayacağımı, değişik konularla ilgili görüş ve düşüncelerini bir romancının akıcı üslubuyla bizlerle paylaşmasını talep edeceğimi de bilmesini isterim.
|